9. ARİF NİHAT
ASYA HAYATI (1904 - 1974)
Türk Edebiyat Tarihi'ne "Bayrak Şairi" olarak
adını yazdıran Arif Nihat Asya, 1904 yılında Çatalca'nın İnceğiz
Köyün'de dünyaya gelmiştir. İlköğrenimine
köyünde başlamış, daha sonra İstanbul'a
gelir. Önce Haseki Mahalle Mektebi'ne daha sonra
Gülşen'i Maarif Rüştiyesi'ne devam
eder. Yatılı olarak girdiği Bolu Sultanisi
kapatılınca, Kastamonu Sultanisi'ne aktarılır.
Milli Mücadele Dönemi'nde Ankara'da bulunur.
Bu dönem onun şiire başladığı,
Türklük ve vatan aşkı ile şiirler
kaleme aldığı tarihlerdir. 1928 yılında
Darülmuallimin'i Aliye'den edebiyat öğretmeni
olarak mezun olur ve Adana kolej ve öğretmen
okullarında edebiyat öğretmenliği
ve yöneticilik yapar. 1948 yılında Edirne'ye
tayin edilir. 1950-54 döneminde Adana Milletvekilliği,
1954 yılında Eskişehir milletvekilliği
yapar. 1962 yılında ise Ankara Gazi Lisesi'nden
emekli olur. Arif Nihat Asya, Türklük ve Türk
Dünyası sevdalısıdır. Şiirlerinde
bu dünyalardan da sesler getirmeye çalışır.
Kimi zaman oradan uzak kalışımızın
hüznünü yansıtır, kimi zaman
da oralarda yaşanmış Türk kahramanlıklarını anlatır.5
Ocak 1974 tarihinde Ankara'da vefat etti.
ESERLERİ
Heykeltraş (1924) Yastığımın
Rüyası (1930) Ayetler (1936) Bir Bayrak Rüzgar
Bekliyor (1946) Enikli Kapı (1964) Kubbe-i Hadrâ (Mevlana üzerine,
1956) Kökler ve Dallar (1964) Emzikler (1964)
Dualar ve Yeminler (1967) Aynalarda Kalan (1969) Kanatlar
ve Gagalar (1946)
Fetih Marşı
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek
Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!
Sen de geçebilirsin yardan,
anadan, serden...
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın
değerden...
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!
Yüzüne çarpmak
gerek zamanenin fendini...
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini
?
Küçük görme, hor görme,
delikanlım kendini
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih'in İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir,
Süleymandır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!
Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!
Delikanlım, işaret aldığın
gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek
arkandan !
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan'dan ....
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasin;
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!
Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...
Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın
?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!
Bir Bayrak Rüzgar
Bekliyor
Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor.
Ve bir göğüs, nefes almak için;
Rüzgar bekliyor.
Türbesi yakışmış bu kutlu
tepeye;
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?
Destanını yapmış, kasideye kanmış.
Bir el ki; ahretten uzanmış,
Edeple gelip birer birer öpsün diye faniler!
Öpelim temizse dudaklarımız,
Fakat basmasın toprağa, temiz değilse
ayaklarımız.
Rüzgarını kesmesin gövdeler
Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar,
kasideler.
Geri gitsin alkışlar, geri,
Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
Ona oğullardan, analardan dilekler yeter,
Yazın sarı, kışın beyaz çiçekler
yeter!
Söyledi söyleyenler demin,
Gel süngülü yiğit, alkışlasınlar
Şimdi sen söyle söz senin.
Şehitler tepesi boş değil,
Toprağını kahramanlar bekliyor!
Ve bir bayrak dalgalanmak için;
Rüzgar bekliyor!
Destanı öksüz, sükutu derin meçhul
askerin;
Türbesi yakışmış bu kutlu
tepeye
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?..
Bayrak
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
Kızkardeşimin gelinliği, şehidimin
son örtüsü.
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde
ne korku ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver!
Sabah olmasın, günler doğmasın
ne çıkar!
Yurda, ay-yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
Gölgene sığındık.
Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın
kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.
Tarihim, şerefim, şiirim, herşeyim;
Yer yüzünde yer beğen:
Nereye dikilmek istersen
Söyle seni oraya dikeyim!
|