83. SABAHATTİN ALİ HAYATI
(1907 - 1948 )
25 Şubat 1907'de bugün Bulgaristan sınırları içinde
kalan Gümülcine kazası Eğridere köyünde
doğdu. Öğrenimini Balıkesir ve
1927'de İstanbul Muallim Mektebi'nde yaptı.
Yozgat'ta öğretmenliğe başladı.
Maarif Vekaleti'nin açtığı sınavı kazanarak
Almanya'ya eğitime gitti. Postdam ve Berlin'de öğrenim
gördü. Yurda dönüşünde
Aydın'daki bir ortaokulda Almanca öğretmenliğine
atandı. Bu görevdeyken okulda "yıkıcı propaganda" yapmak
suçlamasıyla 3 ay tutuklu kaldı. Konya'ya
atandı. 1932'de okuduğu bir şiirde Mustafa
Kemal'i eleştirdiği suçlamasıyla
yine gözaltına alındı. Sinop ve Konya
cezaevlerinde bir yıl yattı. Cumhuriyetin 10.
Yılı nedeniyle çıkan aftan yararlanarak
salıverildi. Maarif Vekaleti Talim Terbiye Dairesi'nde,
Neşriyat Müdürlüğü'nde çalıştı.
Ankara'da Almanca öğretmenliği, Ankara
Devlet Konservatuvarı'nda çevirmenlik, öğretmenlik,
dramaturgluk yaptı. 1945'te bakanlık emrine
alındı. 1946'da işsiz kaldığı dönemde
Aziz Nesin'le birlikte "Marko Paşa" dergisini çıkarmaya
başladı. Yayın yoluyla hakaret suçlamasıyla
3 ay hapse mahkum edildi. Serbest kalınca bir kamyon
alarak taşımacılığa başladı.
Sürekli izlenmekten, yargılanmaktan tedirgin
olduğu için yurtdışına kaçmaya
karar verdi. Kırklareli üzerinden Bulgaristan'a
geçmek istedi. 2 Nisan 1948'de yurt dışında çıkmak
için anlaştığı, kendisine
kılavuzluk yapan Ali Ertekin tarafından, Bulgaristan
sınırı yakınlarında Sazara köyü civarındaki
ormanda öldürüldüğü iddia
edildi. Mezarının nerede olduğu kesin
belli değil. Yazmaya Balıkesir'de yayınlanan "Çağlayan" dergisinde
1925'te yayınlanan şiirleriyle başladı (Bazı kaynaklara
göre "Irmak" dergisinde). Yedi Meşale,
Resimli Ay, Varlık gibi dergilerde yayınlanan şiirleri, öyküleri,
yazılarıyla tanındı. Cumhuriyet döneminin
ilk yılarındaki gerçekçi edebiyat
akımının öncüsü oldu. İlk
toplumsal gerçekçi öyküleri "Resimli
Ay" dergisinde yayınlandı. Şiirler,
hikâyeler, romanlar yazdı, çeviriler
yaptı. Asıl ününü öykü ve
romanlarıyla kazandı. Anadolu insanına
yaklaşımıyla edebiyata yeni bir boyut
kazandırdı. Konularını toplumsal
eşitsizliklerden aldı. Ezilen insanların
acılarını, sömürülmelerini
dile getirdi. Aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına
karşı takındıkları küçümseyici
tavrı eleştirdi. 1937'de yayınlanan "Kuyucaklı Yusuf" romanı,
gerçekçi Türk romanının
en özgün örneklerinden biridir. Öykülerinde,
tanımlamakta güçlük çektiğimiz
kimi duyguları ustalıkla anlatır. İnsanın
zavallılığını ve gücünü aynı sarsılmaz üslupla,
zaman zaman masalsı ve destansı bir biçimde
yansıtmayı başardı.
ESERLERİ
Dağlar ve Rüzgâr (1934), Değirmen
Dağlar ve Rüzgâr (1965), Dağlar
ve Rüzgâr, Kurbağaların Serenadı, Öteki Şiirler
(1988) tüm şiirleri
Leylim Ley
Döndüm daldan kopan kuru yaprağa
Seher yeli dağıt beni, kır beni
Götür tozlarımı burdan uzağa
Yarin çıplak ayağına sür
beni
Ayın şavkı vurur sazım üstüne
Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne
Gel ey hilal kaşlım dizim üstüne
Ay bir yandan sen bir yandan sar beni
Yedi yıldır uğramadım
yurduma
Dert ortağı aramadım derdime
Geleceksen bir gün düşüp ardıma
Kula değil, yüreğine sor beni
Kıyamadığım
Hey bir zaman bakıp bakıp
Seyrine doyamadığım!
Şimdi gurbette bırakıp
Sesini duyamadığım!
Evde kapanıp kaldın mı?
Seyrana çıkıp güldün mü?
Başkalarının oldun mu?
"Benimsin!" diyemediğim!
Akıtıp gözüm yaşını
Hatırlarım gülüşünü;
Kıvırcık saçlı başını
Göğsüme koyamadığım!
Dik yamaçların selisin,
Sen benden daha delisin,
Şimdi kimlerin kulusun?
Başını eğemediğim!
Nasıl vurgunum bilirdin,
Niçin benden yüz çevirdin?
Kimlerin koynuna girdin?
Öpmeğe kıyamadığım!
Öyle Günler Gördüm
Ki
Öyle günler gördüm ki, aydın
gökler kararıp
Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker
oldu,
Her gözümü yumunca tanıdık
yüzler görüp,
Hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
Yüzüm sırıtsa bile, içim
yaş döker oldu.
Her sabah ilk ışıklar gözlerimi
oyardı,
Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.
Öyle günler gördüm
ki, duvarlar gelir dile,
Gözümde canlanırdı eşkiya
masalları.
Varlığımı sarardı, hain bir
isteyişle
Görmediğim yumuşak bir düşmanın
elleri
Kafada çelik gibi fikirler dursa bile
Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:
Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
Kalbimi bir çamurda çırpınırken
bulurdum.
Öyle günler gördüm ki, dost dediğim
insanlar
Ben yanına varınca dudağını kıvırdı.
Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar
Sırtımı sıvazladı, bana öğüt
savurdu.
Silahsız gördüğüne saldıran
kahramanlar
En alçak tekmelerle beni yere devirdi.
Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı.
Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.
Öyle günler gördüm ki, tabanca şakağımda
Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı
Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
Sönük bir yıldız gibi boşluklara
akmayı
Tabancanın namlusu ısındı yanağımda,
Parmağım istemedi tetiğini çekmeyi
Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
Bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı.
Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,
Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle
dursam
Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur
Yalnız sana borçluyum bugün dünyada
varsam:
Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur
Yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür
gider,
Gözyaşları içinde seneler yürür
gider.
Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.
Sen aklıma gelince her şey gülümserdi.
Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar
tatlı eserdi.
Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:
Garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.
Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:
İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
Görünce gülme sakın çırpınıp
aktığımı:
Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum.
Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,
Aradığım yerlere benzeyiş buldum
sende.
|