62. NAMIK KEMAL HAYATI (1840
-1888 )
Namık Kemal 1840 yılında, Tekirdağ'da
doğdu. Babası Mustafa Asım Bey, Sultan İkinci
Abdülhamid'in müneccimbaşıydı.
Namık Kemal, büyükbabası Abdüllatif
Paşa tarafından büyütüldü.
Abdüllatif Paşa memur olduğu için
Namık Kemal'de onunla birlikte Anadolu ve Rumeli'de
bulundu. Bu yüzden sürekli ve tam bir öğrenim
göremedi. Dedesinin Kars Kaymakamlığı sırasında, Şeyh
Vaizzade Mehmed Hamid Efendi'den, tasavvuf ve edebiyat
dersleri aldı. Abdüllatif Paşa'nın
son görev yeri olan Sofya'da bir yandan Fransızca,
Arapça ve Farsça dersleri alırken
bir yandan da divan edebiyatı yolunda şiirler
yazmaya başladı. Şair binbaşı Eşref
Paşa kendisine Namık mahlasını verdi.
Namık Kemal, Niş Kadısı Mustafa Ragıb
Efendi'nin kızı Nesime Hanım ile evlendi.
Dedesinin 1856'da görevinden ayrılması üzerine İstanbul'a
döndü. Burada Leskofçalı Galib,
Yenişehirli Avni, Hersekli Arif Hikmet gibi şairlerin
toplantılarına katılmaya başladı.
Bab-ı Ali Tercüme odasına memur oldu.
Encümeni Şura'ya girdi. Leskofçalı Galib'den şiir
ve tasavvuf ile bazı toplumsal fikir ve davranışlar
konusunda etkilendi. Şinasi ile tanışınca
onun etkisinde kalarak, batı edebiyatına ve
kültürüne yakın ilgi duydu. Şinasi'nin çıkardığı,
Tasviri Efkar Gazetesi'nde yazmaya başladı. Şinasi'nin
1865 yılında Paris'e kaçması üzerine,
gazetenin yayınını tek başına
sürdürdü. Bu dönemde genellikle sosyal
konularda yazdığı yazılarıyla
dikkat çekti. Eğitim meselesi üzerinde
durarak, kadınların da eğitim ve öğretimden
yararlanmaları fikrini ileri sürdü. İstibdat
rejimi ile savaşmak üzere kurulan Yeni Osmanlılar
Cemiyeti'ne girdi ve bir yandan da hükümetin
tutumunu eleştiren yazılar yazmaya başladı.
Hükümet, siyasetine aykırı düşen
gazetelerin bu yolda yazı yazmalarını yasakladı ve
bazı gazeteleri kapattı. Namık Kemal'de
1867 yılında Erzurum vali muavinliğine
tayin edildi. Fakat hükümetle arası açılmış olan
Mısır Valisi Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı üzerine,
arkadaşı Ziya Paşa ile Paris'e kaçtı.
Bir süre sonra da Londra'ya geçti. Mustafa
Fazıl Paşa İstanbul'a dönme izni
alınca arkadaşlarına maaş bağladı ve
Londra'da cemiyet adına bir dergi çıkarılması için
sermaye bıraktı ve bu sermaye ile Ali Suavi'nin
yönetiminde Muhbir gazetesi çıkarılmaya
başlandı (31 Ağustos 1867). Namık
Kemal ve Ziya Paşa, Ali Suavi ile anlaşamadılar.
Namık Kemal, yine Londra'da Hürriyet gazetesini çıkarmaya
başladı (28 Haziran 1868). Namık Kemal
Avrupa'da kaldığı yıllarda, Avrupa
devletlerinin idare şekli, hukuki ve siyasi kurumları,
iktisadi durumu gibi konularla yakından ilgilendi.
Paris'te hukukçu Emile Accolas'dan, Londra'da
Fanton adlı bir İngiliz'den hukuk dersleri
aldı. Yeni Osmanlılar ile ilişkide bulunan
tarihçi Leon Cahun ile dostluk kurdu. Ziya Paşa'nın
Hidiv İsmail Paşa'yı tutması üzerine,
Hürriyet gazetesinden ayrıldı (6 Eylül
1689). Fransız-Alman savaşı başladığı sırada
zaptiye nazırı Hüsnü Paşa'nın çağrısı üzerine,
1870'te İstanbul'a döndü. Mahmud Nedim
Paşa'nın sadrazamlığı sırasında
Avrupa'dan dönen, Nuri, Reşad ve Ebüzziya
Tevfik Beylerle İbret gazetesini kiraladılar
(1872). Gazete, Namık Kemal'in "Garaz Marazdır" adlı yazısı üzerine
dört ay süre ile kapatıldı. Namık
Kemal ise Gelibolu mutasarrıflığına
gönderildi (9 Temmuz 1872). Dönüşünde
aynı gazetede Bab-ı Ali'yi güç durumda
bırakan yazılar yazması, gazetenin bir
ay kapatılmasına sebep oldu. Gelibolu'da iken
yazmaya başladığı "Vatan yahut
Silistre" adlı oyunun, Gedikpaşa tiyatrosunda
oynaması sırasında, halkı coşturması ve
ikinci oynaşı sırasında meydana gelen
olayların, İbret gazetesinde yayımlanması üzerine
Bab-ı Ali, gazeteyi kapattı (5 Nisan 1873).
Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik, Nuri, Hakkı Beyler
ve Ahmed Midhat tutuklandılar. Namık Kemal
kalebentlikle Magosa'ya sürüldü. Sultan
Beşinci Murad'ın tahta çıkışından
sonra, ancak 1876 yılında İstanbul'a dönebildi
ve Şurayı devlet üyesi oldu. Kanuni
Esasi'yi hazırlamakla görevlendirilen kurulda çalıştı.
1877 Osmanlı-Rus savaşından sonra beş ay
kadar tutuklu kaldı, daha sonra Midilli adasına
sürüldü (1877) ve burada Midilli mutasarrıfı oldu
(1879). Şikayet üzerine Rodos mutasarrıflığına
gönderildi (1884). Bir süre sonra Sakız
mutasarrıfı oldu (1887) ve burada öldü (1888).
Mezarı Gelibolu'dadır.
ESERLERİ
OYUN: Vatan Yahut Silistre (1873, yeni harflerle 1940),
Zavallı Çocuk (1873, yeni harflerle 1940),
Akif Bey (1874, yeni harflerle 1958), Celaleddin Harzemşah
(1885, yeni harflerle 1977), Kara Bela (1908)
ROMAN: İntibah (1876, yeni harflerle 1944), Cezmi
(1880, yeni harflerle 1963)
ELEŞTİRİ: Tahrib-i Harâbât
(1885), Takip (1885), Renan Müdafaanamesi (1908,
yeni harflerle 1962), İrfan Paşa'ya Mektup
(1887), Mukaddeme-i Celal (1888)
TARİHİ KİTAPLAR: Devr-i İstila (1871),
Barika-i Zafer (1872), Evrak-ı Perişan (1872,
yeni harflerle 1973), Kanije (1874)
Silistre Muhasarası (1874, yeni harflerle 1946),
Osmanlı Tarihi (1889, ölümünden
sonra, yeni harflerle 3 cilt, 1971-1974)
Büyük İslam Tarihi, (1975, ölümünden
sonra)
Hürriyet Kasidesi
Görüp ahkâm-ı asrı münharif
sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten
Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez
ianetten
Hakir olduysa millet şanına
noksan gelir sanma
Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten
Vücudun kim hamir-i mâyesi hâk-i
vatandandır
Ne gam rah-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten
Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten
Hemen bir feyz-i baki terk eder bir zevk-i faniye
Hayatın kadrini âli bilenler hüsn-i şöhretten
Nedendir halkta tul-i hayata bunca
rağbetler
Nedir insana bilmem menfaat hıfz-ı emanetten
Cihanda kendini her ferdden alçak görür
ol kim
Utanmaz kendi nefsinden de ar eyler melametten
Felekten intikam almak demektir ehl-i idrake
Edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedametten
Durup ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-i
millette
Çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten
Eder tedvir-i alem bir mekînin
kuvve-i azmi
Cihan titrer sebat-ı pay-ı erbab-ı metanetten
Kaza her feyzini her lutfunu bir
vakt için
saklar
Fütur etme sakın milletteki za'f u betaetten
Değildir şîr-i der-zencire töhmet
acz-i akdamı
Felekte baht utansın bi-nasib- erbab-ı himmetten
Ziya dûr ise evc-i rif'atinden iztırâridir
hicâb etsin tabiat yerde kalmış kabiliyetten
Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmaniyânız
kim
Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-ı hamiyetten
Biz ol âl-i himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız
kim
Cihangirâne bir devlet çıkardık
bir aşiretten
Biz ol ulvi-nihâdânız ki meydân-ı hamiyette
Bize hâk-i mezar ehven gelir hâk-i mezelletten
Ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet
Kaçar mı merd olan bir can için
meydân-ı gayretten
Kemend-i can-güdâz-ı ejder-i kahr
olsa cellâdın
Müreccahtır yine bin kerre zencîr-i
esâretten
Felek her türlü esbâb-ı cefasın
toplasın gelsin
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten
Anılsın mesleğimde çektiğim
cevr ü meşakkatler
Ki ednâ zevki aladır vezâretten sadâretten
Vatan bir bî-vefâ nâzende-i tannâza
dönmüş kim
Ayırmaz sâdıkân-ı aşkını âlâm-ı gurbetten
Müberrâyım recâ vü havfden
indimde âlidir
Vazifem menfaatten hakkım agrâz-ı hükümetten
Civânmerdân-ı milletle hazer gavgâdan
ye bidâd
Erir şemşîr-i zulmün âteş-i
hûn-i hamiyetten
Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten
Gönülde cevher-i elmâsa
benzer cevher-i gayret
Ezilmez şiddet-i tazyikten te'sir-i sıkletten
Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk
esâretten
Senindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn
etme
Cemâlin ta ebed dûr olmasın enzâr-ı ümmetten
Ne yâr-ı cân imişsin ah ey ümmid-i
istikbâl
Cihanı sensin azad eyleyen bin ye's ü mihnetten
Senindir devr-i devlet hükmünü dünyaya
infâz et
Hüdâ ikbâlini hıfzeylesin hür
türlü âfetten
Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin
nâzende sahrâlar
Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu
hâb-ı gafletten
Vatan Türküsü
İşte adû, karşıda hâzır-silah,
Arş yiğitler vatan imdâdına.
Arş ileri, arş bizimdir felah,
Arş yiğitler, vatan imdâdına!
Cümlemizin vâlidemizdir
vatan,
Herkesi lûtfuyla odur besleyen;
Bastı adû göğsüne biz sağ iken,
Arş yiğitler, vatan imdâdına!
Şân-ı vatan, hıfz-ı bilâd û ibâd,
Etmededir süngünüze istinâd;
Milleti eyler misiniz nâ-murad,
Arş yiğitler, vatan imdâdına!
Rehberimiz gayret-i merdânedir,
Her taşımız bir nice bin cânedir;
Câne değil meyi bugün, şânedir,
Arş yiğitler, vatan imdâdına!
Yare nişandır tenine
erlerin,
Mevt ise son rütbesidir askerin;
Altı da bir, üstü de birdir yerin
Arş yiğitler, vatan imdâdına.
Kaynak: Vatan Yahut Silistre, s. 85-86
Vatan Şarkısı
Amalimiz afkarımız ikbal-i vatandır
Ser-haddimize kal'e bizim hâk-i bedendir
Osmanlılarız ziynetimiz kanlı kefendir
Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız
biz
Osmanlılarız can veririz nâm alırız
biz
Kan ile kılıçtır görünen
bayrağımızda
Can kokusu geçmez ovamızda dağımızda
Her gûşede bir şîr yatar toprağımızda
Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız
biz
Osmanlılarız can veririz nâm alırız
biz
Osmanlı adı her duyana lerze-resândır
Ecdâdımızın heybeti ma'rûf-i
cihandır
Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır
Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız
biz
Osmanlılarız can veririz nâm alırız
biz
Top patlasın ateşleri etrafa saçılsın
Cennet kapısı can veren ihvâna açılsın
Dünyada ne bulduk ki ölümden de kaçılsın
Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız
biz
Osmanlılarız can veririz nâm alırız
biz.
Kaynak: Batı Te'sîrinde Türk Şiiri
Antolojisi, s. 70-71
|