6. AHMET
MUHİP DRANAS HAYATI
(1901 - 1967)
1901 yılında, babasının görevli
bulunduğu, Kudüs'te doğdu. İstanbul
Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne
girdi. Öğrenciliği sırasında
Paris'e giderek Sorbonne Üniversitesi'nde iki yıl
okudu. Yurda dönünce, Felsefe eğitimini
tamamladı. Ankara ve Sivas'ta edebiyat öğretmenliği,
Avrupa'da talebe müfettişliği yaptı.
Paris'te Kültür ataşeliği yaptı.
Emekli oluncaya kadar İstanbul'da öğretmenlik
yaptı. 23 Temmuz 1967'de İstanbul'da öldü.İlk şiirleri
Dergah mecmuası ve Milli Mecmua'da çıktı.
Hece ile yazmasına rağmen, Hecenin Beş Şairi'ne
bağlanmayarak, kendi şiir dünyasını kurdu.
Sivas'ta öğretmenken, Anadolu'yu tanıdı.
Orada Aşık Veysel ve Ali İzzet'le tanıştı.
Böylece folklor alanında çalışmalar
yapmaya yöneldi. Bu çalışmalarını Ankara'da Ülkü dergisinde
sürdürdü. Hece şiirinin muhtevasına
yeni imkanlar aradı. Anlaşılır, sade
ve özentisiz bir dil kullandı. Samimi, ince
duygulu mısraları ve memleket şiirleriyle
tanındı. Sivas'ta 1932 yılında basılan
'Şiirler' adlı kitabından başka şiir
kitabı çıkarmadı.
ESERLERİ
Şiirler (1932 )
Hatıra
Dün, bir gölge gibi geçti yanımdan
Oydu, bir bakışta tanıdım onu;
Rüyalarıma tayf halinde konan,
Peşime bir korku gibi düşen o.
Bazı yapraktı, bazı bir rüzgâr.
Dolardı aydınlık olup, odama.
Bahçemde süzülür giderdi bahar
Sabahının fecri vururken cama.
Ayakları kumda bırakmadan
iz
Yanıma geldiği hep gecelerdi;
Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz
Uzak bir maziye dönüp giderdi.
Bir avuç ışıktı incecik
yüzü,
Gözleri geceler gibi derindi;
İçine başımın her an düştüğü
Avuçları sudan daha serindi.
Geçerken dün yoldan,
ruhumu saran
Bir gölge halinde ve ağır ağır;
Tanıdım; o, yâdı hoş zamanlardan
Seven ve yaşayan bir hatıradır.
Fahriye Abla
Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın,
sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa
gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye Abla!
Eviniz kutu gibi küçücük
bir evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir
evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır
pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye Abla!
Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
İçini gıcıklardı bütün
erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin.
Açılırdı rüzgârda
kısa eteklerin;
Açık saçık şarkılar
söylerdin en fazla.
Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye
Abla!
Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.
Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
Hâlâ dağları karlı Erzincan'da
mısın?
Bırak, geçmiş günleri gönlüm
hatırlasın;
Hâtırada kalan şey değişmez
zamanla,
Ne vefalı komşumuzdun sen, Fahriye Abla!
Kaynak: Modern Turk Siiri, Ahmet Necdet, Broy 1993
Ayışığı
Yüzün beyaz, abajur yeşil, gece mor;
Esrimiş kalbim, şarkısını söylüyor.
Her yanın avuçlarıma dökülüyor
Çeşmeden akan suyun berraklığında.
Dolaşan bir dudak mı var saçlarını?
Ay tırmanıyor zeytin ağaçlarını.
Sürü bulutlar gece yamaçlarını
Otlayıp yayılıyor gök kırlığında.
Üzerinden örtüyü mü çekti
bir el?
Gece ayaklarından akıp giden sel;
Seyrine doyulmuyor ruhunun, güzel
Bu manzara gibi, bu ayışığında...
Yeniden yarattı seni gizli
bir el!
|