42. HÜSEYİN NİHAL
ATSIZ HAYATI (1905 - 1975 )
Cumhuriyet dönemi yazarlarından. İstanbul'da
doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'ni ve 1930 yılında
Yüksek Öğretmen Okulu'nu bitirdi. Önce
Türkiyat Enstitüsü'nde asistanlık,
ardından Malatya ve Edirne Liselerinde Türkçe öğretmeni
olarak görev aldı. Varsağı ve koşma
biçiminde şiirler de yazan Nihal Atsız,
Türkçülük akımım destekleyen
kimi dergiler çıkardı. Bunlar arasında
Atsız Mecmua, Orhun, Orkun, Ötüken adlı dergiler
sayılabilir. 1950 yılından sonra tekrar öğretmenliğe
döndü, Işık ve Haydarpaşa Liselerinde
görev yaptı. Son olarak Süleymaniye Kitaplığı'nda
görevliyken emekli oldu.
ESERLERİ
Bozkurtların Ölümü, Deli Kurt , Türk Ülküsü ,
Türk Tarihi Üzerine Toplamalar , Osmanlı Sultanları Tarihi,
Osmanlı Tarihleri, Bozkurtlar Diriliyor , Kanuni
Devri Yazarlarına Ait Bibliyografyalar,
Ayrılık
Sevdiğim, kemençede titretiyorken yayı,
Bülbül sustu, unuttu o eski ağlamayı.
Öyle sandım ki gökte kızıllık
sardı ayı,
Sevdiğim, kemençede inletiyorken yayı...
Ağaçların dalları saygılarla
eğildi,
İçimden çarpıntıyı,
gözümden yaşı sildi,
Böceklerin sesleri birdenbire kesildi,
Sevdiğim, kemençede söyletiyorken
yayı...
Ayın on dördü gökte yavasça
yükselince,
Bir bağlama başladı önceden ince
ince ...
Birdenbire gürleşip kemençeye karıştı,
Biri coşkun bir öfke, biri bir yalvarıştı.
Birini inletirken bir kadının elleri,
Birinde bir erkeğin kırılmış emelleri...
Sonra kemençe sustu... Yalnız kaldı bağlama,
Çalkalanarak diyor ki: "Boşunadir,
aglama!
Kemençen, baglamam ve ... Gönüllerimiz
kiriktir;
Her tatli sevişmenin sonu bir ayriliktir...
Gök onun kadar derin , o gök
kadar berrakti,
Biraz sonra nazik ay bizi yalniz birakti...
Bu ayrilik çaginin hicranini bir düşün,
Beni hala yakiyor tadi en son öpüşün!?..
Hazin hiçkiriklari birakilmiş bir
kizin,
Hatirlatti bütün o eski ayriliklari.
Söndürür neşesini gönlümüzdeki
hizin,
Birakilmiş bir kizin hazin hiçkiriklari...
1932
Bütün Türk Gençliğine
I
Yer bulmasın gönlünde
ne ihtiras, ne haset.
Sen bütün varlığınla yurdumuzun
malısın.
Sen bir insan değilsin; ne kemiksin ne de et;
Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın.
Iztırap çek inleme... Ses çıkarmadan
aşın.
Bir damlacık aksa da bir acizdir göz yaşın;
Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın,
Tek başına dileğe doğru at salmalısın.
Ezilmekten çekinme... Gerilemekten sakın!
İradenle olmalı bütün uzaklar yakın,
Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın,
Ateşe atılmalı, denize dalmalısın.
Ölümlerden sakınma,
meyus olmaktan utan!
Bir kere düşün nedir seni dünyada
tutan?
Mefkuresinden başka her varlığı unutan,
Kahramanlar gibi sen ebedi kalmalısın...
II
Sen ne elde ve dilde gezen billur
bir sağrak,
Ne de sıska bir göğse takılan bir çiçeksin;
Senin de bu dünyada nasibin var savaşmak!...
Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin.
Yoldaşlık ederekten gökte güneşle,
ayla,
Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün
ova, yayla...
Hayata ne biçimde geldinse bir borayla
Daha sert bir kasırga içinde biteceksin.
KIZIL ELMA uğruna kılıç çekince
kından,
Bahtiyarlık denen şey artık geçmez
yakından.
Mesut olup gülmeyi sök, çıkar
hatırından.
Belki öldükten sonra bir parça güleceksin.
Yüz paralık kurşunla gider 'HAYAT'
dediğin;
'Tanrı yolu' uzaktır; erken kalk sıkı giyin.
Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin
Güzel Kızıl Elma'na varmadan öleceksin.
III
Belki bir gün çöllerde kaybedersin
eşini,
Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye
karına.
Işıksız kulübende boranın
esişini
Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz
yarına.
Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir
hınca;
Namert bir el arkandan seni vurur kadınca;
Bir gün sabrın tükenir... Silahını kapınca
Haykırarak çıkarsın yurdunun
dağlarına...
Hayatın kamçısıyla sızar
derinden kanlar,
Senin büyük derdinden başkaları ne
anlar?
Vicdanını 'Paris'e, 'Moskova'ya satanlar,
Küfür diye bakarlar senin dualarına.
Hey arkadaş!... Bu yolda ben de coşkun
bir selim,
Beraberiz seninle, işte elinde elim.
Seninle bu hayatın gel beraber gülelim,
Ölümüne, gamına, tipisine, karına...
IV
Atandan kalmış olan kılıcı iyi
bile,
Onu bütün gücünle vuracaksın çağında.
Savaş... Bunun tadını ey Türk sen
bulamazsın,
Ne sevgili yanında, ne baba ocağında...
Savaşmaktan kaçınır, kim varsa
alnı kara,
Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara...
Kazanmanın sırrını bilmiyorsan
git, ara
'Çanakkale' ufkunda, 'Sakarya' toprağında.
Siyasette muhabbet... Hepsi yalan, palavra...
Doğru sözü 'Kül Tegin' kitabesinde
ara...
Lenin'den bahsederse karşında bir maskara,
Bir tebessüm belirsin sadece dudağında.
Yatağında ölmeyi hatırından
sök, çıkar!
Döşeğin kara toprak, yorganındır
belki kar...
Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar?
Ruhlarımız buluşur elbet 'Tanrıdağı'nda...
V
Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin,
Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın
da,
Varsın bütün ömrünce bir an
nasip olmasın,
Yorgunluğu gidermek serin bir su başında.
Bir gülüşten ne çıkar,
ne çıkar ağlamaktan?
Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak'tan.
Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan,
Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında.
Bir çığ gibi yürürsün
bir lahza durmaksızın,
Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın.
Duyguların ölmüştür... Tapınılan
bir kızın,
Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında.
Istırabı kanına kat da göz kırpmadan
iç!
Varsın gülsün ardından, ne çıkar,
bir iki piç...
Bu varlık dünyasında yalnız senin
hiç mi hiç,
Bir şeyin olmayacak hatta mezar taşında...
Mutlak Seveceksin
Sevda gibi bir gizli EMEL ruhuna sinmiş;
Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.
Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi
inmiş,
Bir sır ki bu, ölsen bile asla açamazsın...
Anlatması imkansız olan öyle
bir an ki,
Hülyadaki ses varlığının gayesi
sanki...
Bak emrediyor: Daldığın alemden uyan
ki,
Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...
|