21. CAN YÜCEL
HAYATI (1926 - 1999)
Can Yücel, 1926'da İstanbul'da doğdu.
Milli Eğitim Bakanlığı da yapmış olan ünlü kültür
adamı Hasan-Âli Yücel'in oğludur.
Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve
Yunanca okudu. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik,
Londra'da BBC'nin Türkçe bölümünde
spikerlik yaptı.
Askerliğini Kore'de yaptı. 1958'de Türkiye'ye
döndükten sonra bir süre Bodrum'da turist
rehberi olarak çalıştı. Ardından
bağımsız çevirmen ve şair
olarak yaşamını İstanbul'da sürdürdü.
1956 yılında Güler Yücel ile evlendi.
Bu evlilikten iki kızı (Güzel ve Su) ve
bir oğlu (Hasan) oldu.
Son yıllarında Datça'ya yerleşti
ve her hafta Leman, her ay Öküz dergilerinde
yazıları ve şiirleri yayımlandı.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel`e hakaretten
yargılanan Yücel, 18 Nisan seçimlerinde ÖDP`nin İzmir
1. sıra milletvekili adayı oldu. 12 Ağustos
1999 gecesi ölen şair, çok sevdiği
günebakan çiçekleriyle uğurlanarak
Datça'ya gömüldü.
ESERLERİ
Can Yücel'in şiir alanındaki başlıca
yapıtları arasında "Yazma" (1950), "Sevgi
Duvarı" (1973), "Bir Siyasinin Şiirleri" (1974), "Ölüm
ve Oğlum" (1976), "Şiir Alayı" (1981), "Rengarenk" (1982), "Gökyokuş" (1984)
ve "Beşibiryerde" (1985), "Canfeda" (1986), "Çok
Bi Çocuk" (1988), "Kısa Devre
ve Kuzgunun Yavrusu" (1990) yer alıyor.
Her Şey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar
hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar
genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür
rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın
sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın
kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın
sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin
kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği
kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye
duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona
yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar
sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar
güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın
kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes
kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk
unutulursun
Çiçek sulandığı kadar
güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar
bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Bayramlık
Koyunlar keçiler ve koçlar için
Ne kadar bayramsa Kurban Bayramı
Bu barış var ya, bu barış
Cephedekiler için o kadar barış
Güzel'e
Dün gece senin küçücük elinle
yalnız yattık
Yalnız senin küçücük elinle
yalnızlık
Kandilli ilkokulu kadar kalabalık
Zilleri çaldığında düşlerinin
Sınıfların kapıları ardına
kadar açık
Gökyüzünün, denizin, toprağın,
hayalle, emeğin
Haklı sınıfları
Belki de baskın korkusuyla vefasız, akıntıya
atılan
Kitaplar varya onlardan
Öğrenmiş Marx'ı, gümüş balıkları
Ve belki de onun için o kadar,
O kadar aydınlık ortalık...
Sen ki çicekleri toplamayan güzelim
Çicekleri sulayan çocuk
Ve ben ki buruk ve kavruk
Bir ihtiyar adamım artık
Öyle güzeldim ki senle, çiçeklerden çok
Ve anladım, anladım ki bir daha
DÜŞÜNDE BİLE GÖREMEZ İŞLER
DÜŞLERİN GÖRDÜĞÜ İŞLERİ
|