| |
14. BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
HAYATI (1913 - 1975)
Görele'de doğdu.21 Eylül 1975'te İstanbul'da öldü.
Ailesinin beş çocuğundan ikincisidir.
Trabzon Lisesi'nde okurken,1927'de bu okula resim öğretmeni
atanan Zeki Kocamemi'nin öğrencisi oldu. Onun
derslerinin etkisi ve okul müdürünün özendirmesiyle
1929'da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne
(şimdi Mimar Sinan Üniversitesi) girdi. Burada
Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi
oldu.1930'da eğitimini bitirmeden, ağabeyisi
Sabahattin Eyüboğlu'nun yanına Paris'e
gitti. Orada André Lhote'un yanında resim çalıştı.
Daha sonra evleneceği Rumen asıllı eşi
Eren Eyüboğlu ile de burada tanıştı.
Yurda döndükten sonra 1934'te D Grubu'nun dördüncü sergisine
otuz resmi ile katıldı. İlk kişisel
sergisini de aynı yıl Bükreş'te açtı.1934'te
katıldığı Akademi'nin diploma yarışmasında üçüncü oldu.
Bu derece ile mezun olmak istemediği için
bir yandan diploma yarışmasına yeniden
hazırlanırken, bir yandan da bir süre Çerkeş demiryolu
yapımında çevirmenlik yaptı, Tekel
Genel Müdürlüğü'nde çalıştı.1936'daki
diploma yarışmasında Hamam adlı kompozisyonuyla
birinci oldu. Aynı yıl Moskova'da düzenlenen Çağdaş Türk
Sanat Sergisi'ne katıldı.1937'de Cemal Tollu'yla
birlikte Akademi'nin Resim Bölümü Şefi
Léopold Lévy'nin asistanı oldular.
Bedri Rahmi birçok ressamın katıldığı CHP'nin
kültür programı çerçevesinde
resim yapmak için 1938'de Edirne'ye,1941'de de Çorum'a
gitti. Bu dönem resimlerinde köy manzaraları,
köy kahveleri, faytonlu yollar, iğde dalı takmış gelinler
gibi Anadolu'ya özgü görünümler
egemendir.
1940'lardan sonra duvar resimlerine
yöneldi. İlk
duvar resmini 1943'te İstanbul'da, Ortaköy'deki
Lido Yüzme Havuzu için yaptı.1947'de İstanbul'da özel
bir atölye ve galeri açtı.1950'de
Ankara'da sanatının o güne kadarki bütün
dönemlerini kapsayan bir sergisi düzenlendi.
Bedri Rahmi aynı yıl bir kez daha Paris'e
gitti ve İnsan Müzesi'nde (Musée de
I'homme) ilkel kavimlerin sanatını inceledi.
Bu incelemeleri 'güzel'in aynı zamanda 'yararlı'da
olabileceği, 'yararlı' olmanın 'güzel'in
gücünü eksiltmeyeceği düşüncesine
ulaşmasına yol açtı. Bu düşünce
ise onun bundan sonraki sanat görüşünü tümüyle
etkiledi, yönlendirdi.
Mozaik çalışmalarına 1950'de
başladı.1958'de Uluslararası Brüksel
Sergisi için 272 m²'lik bir mozaik pano
gerçekleştirdi ve bu yapıtıyla
serginin büyük ödülü olan
altın madalyayı kazandı. Bundan bir
yıl sonra Paris'teki NATO yapısı için, şimdi
Brüksel'de bulunan,50 m²'lik bir mozaik pano
hazırladı.1960 ve 1961'de iki kez ABD'ye
gitti. Orada birçok geziye katıldı,
konferanslar verdi ve resim çalışmaları yaptı.1969'da
Sao Paulo Bienali'nde (iki yıllık sergi)
onur madalyası kazandı. Ayrıca 1940'ta
Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde resim dalında üçüncülük,1943'te
aynı serginin 4.sünde ikincilik ve 1972'de
de 33. sergide birincilik ödülünü aldı. Ölümünden
sonra 1976'da Ankara'da 'Yaşayan Bedri Rahmi'
adıyla bir sergisi düzenlendi. Aynı yıl İstanbul'da
da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde adına
düzenlenen bir sergiyle anıldı.1984'te İstanbul'da
'Bedri Rahmi-Her Dönemden' adlı bir toplu
sergisi açıldı.
Bedri Rahmi Akademi'deki ilk yıllarından
sonra temel bilgilerini Paris'te André Lhote'un
akademisinde edinmesine karşın onun kübist
ve yapımcı (konstrüktif) yaklaşımını benimsememiş,
Dufy ve Matisse'i kendine daha yakın bulmuştur.
Paris'ten döndükten sonra Anadolu ve Trakya
gezilerinde yaptığı resimlerle İstanbul
görünümlerinde Dufy'nin renk ve çizgi
anlayışının etkileri görülür.
Zamanla bu etkiden sıyrılan Bedri Rahmi halk
sanatını sağlam bir kaynak olarak görmeye
başlamıştır. Halk sanatından
yola çıkarak yeni anlatım biçimleri
aramıştır. Minyatürlerden de esinlenmiştir.
Anadolu kilimlerinin geometrik, soyut biçimleri, çini,
cicim, heybe, yazma ve çorapların bezeme
düzeni ve renk uyumlarını kaynak olarak
kullanmış, motifin ağırlık
kazandığı süslemeci bir tutumla
resimler yapmıştır. Ancak, yalnızca
motifleri resme uygulamakla yetinmemiş, renk ve
malzeme araştırmalarına da girmiştir. Çeşitli
teknikleri deneyerek gravür, mozaik, heykel ve
seramik alanlarında birçok ürün
vermiştir. Yine bir halk sanatı olan yazmacılığa
da yönelmiş, kumaş üstüne
baskılar yapmış, bu çalışmalarını öğrencileriyle
birlikte de yürütmüştür.
İki yıl kadar süren ABD gezisinden
sonra değişik malzemelerden yararlanarak
soyut resimler ve renk düzenlemelerine yönelmişse
de son yıllarında yeniden eski konularına
dönmüştür. Kemençeciler,
gecekondular, hanlar, kendi portreleri, balıklar
ve kahvelerle, yeni renk ve doku deneyimlerinden de
yararlanarak, doğaya eğilişin ustaca
ve yetkin örneklerini vermiştir. Çağdaş resim öğelerini
de içeren bu çalışmalarında,
konu soyuta yaklaştığı oranda,
resmin de bir tür 'nakış'a dönüştüğü izlenir.
Bedri Rahmi 1927'de başladığı resim öğretmenliğini ölümüne
değin sürdürmüş, Akademi'deki
atölyesinde sayısız öğrenci
yetiştirerek, çağdaş Türk
resmi için bu açıdan da etkili ve
yararlı olmuştur.
Bedri Rahmi 1928'de daha lise öğrencisiyken şiir
yazmaya başlamıştır. Şiirlerine,1933'ten
sonra Yeditepe, Ses, Güney, İnsan, İnkılapçı Gençlik
ve Varlık dergilerinde yer verilmiştir.1941'den
başlayarak çeşitli şiir kitapları yayımlanmıştır.
Halk edebiyatının masal, şiir, deyiş gibi
her türüne karşı duyduğu
hayranlık, şiirlerine de yansımıştır.
Halk dilinden ve şiirinden aldığı öğeleri
kendine özgü bir biçimde kullanarak
halk diline yaklaşma çabasını sonuna
dek götürmüştür. Bu nitelikleriyle şiirleri,
resimleriyle büyük bir benzerlik gösterir.
Akıcı, rahat bir dille kaleme aldığı gezi
ve deneme yazılarında ise sürekli gündeminde
olan halk kültürü, halk sanatı konularındaki
görüşlerini sergilemiştir.
ESERLERİ
Yaradana Mektuplar, 1941; Karadut, 1948; Tuz, 1952; Üçü Birden,
1953; Dördü Birden, 1956; Karadut 69, 1969;
Dol Karabakır Dol, 1974, tüm şiirleri;
Yaşadım, (ö.s.), 1977.
Yalnızlık
yalnizligin kadarsin
yalnizligin mis kokmali
yalnizlik dedigin büyük bir zindan
dünyanin en kalabalik zindani
dinden imandan çikarir
ama öyle bir adam eder ki insani
Sitem
Önde zeytin ağaçları arkasında
yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim
neyleyim
Dalları neyleyim
Yar yoluna dökülmedik dilleri neyleyim
Yar yar... Seni karasaplı bıçak gibi
sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım
Yar yar... Canımın çekirdeğinde
diken
Gözümün bebeğinde sitem var
Telgrafın Tellerini
telgrafin tellerini arşinlamali
yar üstüne yar seveni kurşunlamali
tam beş defa
kurşuna dizildi Mernuş
ya kurşunu sıkan YAR degildi
ya kurşun kurşun degildi
ya Mernuş Mernuş degildi.
|